Kâinatın yaratılış hikâyesi, tekil bir cevherden sonsuz renkliliğe uzanan bir tecellîler silsilesidir. Bu yazıda Kur'an kozmolojisinin merkez kavramlarından Semâ ve Semâvât üzerinden; Vâhidiyet'ten Ehadiyyet'e, Cem'den Fark'a, Nûr'dan kesifliğe doğru katmanlı bir varoluş haritası çıkarmaya çalışacağız.
Nûr — Tek ve Homojen Kaynak
Kâinatın başlangıcında Nûr adı verilen bir teklik vardır: mümtezic (iç içe geçmiş) ve lâ-taayyün (kavramlarla tayin edilmemiş, sınırları çizilmemiş) bir cevher.
Lâ taayyün, Zât-ı İlâhî'nin herhangi bir isim, sıfat ya da tecellîde görünmeden, hiçbir belirlenime sahip olmadan bulunduğu en yüce varlık mertebesidir. Bu mertebeye bazen Ehadiyyet de denir.
اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشٓاءُ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
“Allah, göklerin ve yerin nûrudur.” — Nûr 24:35
Bu en yüksek hazret, mutlak vücûd'un hiçbir izâfîlik, ilişki, sıfat ya da kesret içermeksizin mevcut olduğu mertebedir. Hiçbir isim, fiil ya da ilişki henüz zuhûr etmemiştir. Bediüzzaman ve büyük mutasavvıflar bu hâli gaybu'l-gayb (gizlinin de gizlisi) ya da kenz-i mahfî (gizli hazine) diye nitelerler. Burada vücûd dahi henüz isim kazanmış değildir; çünkü hiçbir “bilinme” veya “belirlenme” yoktur.
Semâ'dan Semâvât'a — Quantizasyon
Bu tekil homojen Nûr'dan yine tekil homojen es-Semâ yaratılır; henüz fark'a uğramamış, Cem hâlindedir. Ancak bu Nûr yaratılış içinde quantize edilir — kesikli formlara bölünür:
هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ۟
“Sonra es-semâya yöneldi ve onu yedi semâvât olarak tesviye etti.” — Bakara 2:29
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فِي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرٓوا اِنْ هٰذٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
“Gökleri ve yeri altı günde yarattı; Arş'ı da su üstündeydi…” — Hûd 11:7
Semâ, dalgaları karardâde olmuş bir denizdir. — Bediüzzaman
Bu quantizasyon, metafizik anlamda lâ-taayyün → taayyün, yani belirsizlikten belirliliğe geçiştir; aynı zamanda Ehadiyyet'ten Vâhidiyet'e geçiştir. Artık Nûr, Semâvât adıyla çoğulluk kazanmıştır.
Semâvât — Tefrik ve Katmanlı Yapı
Semâvât, fiziksel katmanlardan öte kozmik ve metafiziksel bir çoğulluğu anlatır. Her semâ, bir üst katmana göre arz, bir alt katmana göre semâ konumundadır.
اَللّٰهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً
“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı.” — Talâk 65:12
Bu, sadece mekânsal değil ontolojik bir çoğulluktur. Her semâ bir emr, bir ilâhî isim, bir hikmet taşır. Bediüzzaman Mîrac Risâlesi'nde kâinatın ferşten arşa, zerreden şemse tabaka tabaka yaratıldığını; her semâda bir ismin hâkim, diğer isimlerin ona tâbi olduğunu ifade eder.
Melekler — Varlık Ağacının Dalları
Melekler, bu quantize olmuş, ayrık ve fonksiyonel kâinatın nûrdan yaratılmış aracı varlıklarıdır.
Allah her göğe özel bir emr ulaştırdı ve o emri melekler aracılığıyla uygulattı — İbn Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye'deki kozmoloji anlayışına atfedilen bir okuma.
Bu, her semâvî katmanda bir ilâhî ismin fâil olarak tecellî ettiğini gösterir. Melekler, Cem'in Fark'a ayrışmasını organize eden kozmik arabuluculardır.
Nahnu Makamı — Allah'ın Zamirleri
اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنِّي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ طِينٍ
Meleklere hitap — Ene zamiriyle.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ
İnsana hitap — Nahnu zamiriyle.
Cem ve Fark — Kozmik Diyalektik
Sonuç — Nûr'dan Semâvât'a
“Semâ'dan Semâvât'a” uzanan süreç bir tecellîler metafiziğidir. Nûr, Semâ hâlinde Cem olur; sonra Semâvât hâlinde Fark'a ayrışır. Her varlık taayyün ederek biricikliğini kazanır — ama hepsi özde aynı Nûr'un tecellîgâhıdır.
Nûr'dan Semâvât'a, birlikten çokluğa, vahdetten kesrete, sonsuz olandan sayılabilir olana uzanan bu ebedî yolculuk — bu mîrac — her an içimizde de devam eden varoluşun derin hatırasıdır.