سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰى
“A'lâ olan, yüce Rabbinin ismini tesbih et!” — Emrin nesnesi Rabb değil, Rabbin ismidir; sıfatı da azîm yahut kebîr değil, a'lâ. Yazının bütün argümanı bu iki tercihin üzerine kurulur.
Tesbih: Uzaklaştırma Fiili
*Tesbih, sebbeha kökünden gelir. Sebbeha ise bir kuşun uçup uzaklaşması, bir balığın yüzüp uzaklaşması anlamlarında kullanılmış. Genel olarak kusur ve noksan sıfatlarını Allah'a yakıştırmamak, onları zihinsel olarak uluhiyet kavramından uzaklaştırmak demektir.
وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ
“Gök gürültüsü O'nu hamd ile tesbih eder, melekler de O'nun heybetinden dolayı.” — Tesbihin öznesi yalnız insan değildir; cansız görünen bir hâdise ile mücerret bir varlık aynı cümlede yer alır.
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız.” — Tesbih evrenseldir, fakat doğrudan anlaşılmaz; anlaşılmaması onun yokluğuna delil değildir.
Lokal bakıldığında — yani zamansal, mekânsal ve ilişkisel olarak kısıtlı bir açıdan bakılınca, yahut ehadiyyet çerçevesinden bakılınca — hâdiselerde kusurlar, eksiklikler görünür. Bir balık yüzlerce yumurta çıkarır, bunların çok azından balık çıkar. Sebepler ve aracılar bu kusur ve eksiklikleri üstlerine çekerler. İlk olarak göze de akla da onlar görünür, kusurların kaynağı olarak. Bu şekilde, şuurlu olmasa da tesbih etmiş olurlar.
Neden “Rabbini” Değil, “Rabbinin İsmini”?
Âyette “Rabbini tesbih et” demiyor, “Rabbinin ismini” diyor. Bu kullanımı Alak 96:1'de bismi rabbikellezî halak olarak görmüştük. Bu bağlam özelinde doğrudan Rabbi değil Rabbin ismini demesi, nihayetinde gözlem dünyasında bizim Rabb'in ismi ile muhatap olduğumuza işaret eder ve hatırlatır. Onun da tesbih edilmesi gerektiği — yani gözlemlerimiz lokal perspektifte kaldığı için ve gerçekliği bütünüyle bir anda göremediğimiz için, dış dünyada yapılan gözlemleri tesbih ile proses etmemiz gerektiği bildirilir.
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
“Yaratan Rabbinin ismiyle oku.” — İki sûre aynı kalıbı paylaşır: bismi rabbike / isme rabbike. Yaratılanı her türlü okursun; fakat Rabbin ismi ile okuman isteniyor.
سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ
“Sübhândır ve yücedir onların tavsiflerinden” (sübhânehû ve teâlâ ammâ yasifûn). — Cinleri Allah'a ortak koşmaları ve O'na oğullar-kızlar yakıştırmalarının hemen ardından gelir.
سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
“Sübhândır ve yücedir onların şirklerinden” (sübhânehû ve teâlâ ammâ yüşrikûn). — Aynı kalıp Nahl 16:3'te de tekrarlanır: teâlâ ammâ yüşrikûn.
Devamı Nazarı Dış Dünyaya Çevirir
اَلَّذِي خَلَقَ فَسَوّٰى
“O ki yarattı ve tesviye etti” — yani tasarladı, düzenledi. Emirden hemen sonra gelen bu cümle, nazarı dış dünyadaki gözlemlerimize çevirir.
وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدٰى
“O ki takdir etti ve yol gösterdi” — ölçüyü koydu, yolu çizdi ve yoluna iletti. Kader ve “kolay olana yolunu kolaylaştırmak” bahsi ayrıca ele alınmayı hak eder.
Bu, Alak 96:1'deki ikra' bismi rabbikellezî halak âyetine paraleldir. Yaratılanı her türlü okursun; ama yaratılanı Rabbin ismi ile okumamız isteniyor — yani belli bir paradigma ile: yaratılan-yaratılış-yaratan ilişkilerini rububiyet çatısı altında, yani tekâmül, gelişme, kemaline doğru ilerleme çerçevesiyle okumamız isteniyor. Şimdi de: A'lâ olan Rabbinin ismini tesbih et ki O yarattı, tesviye etti; O ki takdir etti, yol çizdi ve yoluna iletti.
A'lâ: Soyutlama Yoluyla Yücelik
A'lâya Türkçede yüce diyoruz. Esasında azîm/azamet, kebîr/kibriyâ, mecîd kavramlarından farklıdır. A'lâda, ulviyette, soyutlama (tecerrüd) ile bir yücelik verme anlamı vardır. Soyutlama ise ontolojik genelleştirme ile olur.
Soyutlama derken bunu kastediyorum: daha kapsamlı bir anlam seviyesinden anlamaya çalışma. Lokalden globale doğru anlam çerçevesinin sınırlarını genişletme.